Okey’in Hikâyesi:

Sessiz Ustaların Oyunu

Yıllar yıllar önce, Osmanlı’nın son zamanlarında, İstanbul’un dar sokaklarında küçük bir kıraathane vardı.
Bu kıraathaneye gelenlerin ortak bir derdi vardı: sıkıntılı zamanları unutmak, dertleri bir kenara bırakmak ve kafa dağıtmak.
Ama oyunlar sınırlıydı.
Tavla vardı, iskambil vardı, ancak bazıları daha çok rakamlarla, hesapla ve dikkatle oynanacak bir oyun arıyordu.

Bir gün, yaşlı bir matematik hocası, elinde domino taşlarına benzeyen tahtalarla geldi kıraathaneye. Herkese şöyle dedi:

— Size zamanı unutturacak bir oyun göstereceğim. Sayıları toplayacaksınız, eksikleri kapatacak, ama en önemlisi sabredip doğru taşı bekleyeceksiniz.

Oyun başladığında kimse kuralları tam anlamamıştı. Ama zamanla taşların dizilişi, sayılarla yapılan hesaplar ve “çifte gitme”nin heyecanı insanları sarmaya başladı.
Oyuna önce “Rummikub” diyenler oldu, sonra bu oyun halk arasında evrile evrile Okey adını aldı.
Zamanla 101, 51, 21 gibi farklı varyasyonları türedi.
Ama hepsinin ortak yanı bir şeydi: Beklemek. Hesap etmek. Dikkat etmek. Bir yandan da dostlarla gülmek.

Kıraathaneler dolup taşmaya başladı.
Gençler büyüklerden öğrenmeye, büyükler torunlarına göstermeye başladı.
Çünkü Okey yalnızca bir oyun değil, bir kuşaktan diğerine aktarılan sabır ve strateji mirası olmuştu.

Bugün hâlâ o ilk kıraathanenin duvarında yazılı bir cümle vardır:

“Okeyde taşlar kadar sessizlik de konuşur.”