Tavlanın Hikâyesi:

Zamanın Oyunu

Yüzyıllar önce, Mezopotamya topraklarında bilgeliğiyle tanınan yaşlı bir kral yaşardı. Bu kral, halkına hem adaletli hem de eğlenceli bir yaşam sunmak isterdi. Ama bir gün fark etti ki, insanlar boş vakitlerinde ya sıkılıyor ya da birbirleriyle kavga ediyordu.

Kral, ülkenin en bilge filozofunu ve en zeki matematikçisini saraya çağırdı.

— Bana bir oyun yapın, dedi.
— Hem zamanı anlatmalı, hem sabrı öğretmeli, hem de zekâyı konuşturmalı.

Günlerce düşündüler. Sonra ortaya bir tahta, iki zar ve 30 taşla oynanan bir oyun çıkardılar. Oyunun adı "Tavla" oldu. Tahtada 24 hane vardı: günün 24 saatini simgeliyordu. Her oyuncunun 15 taşı vardı: ayın 15’i gece, 15’i gündüz olarak düşünülmüştü. İki zar ise kaderi temsil ediyordu — hayatta ne kadar plan yaparsan yap, şans her zaman söz sahibiydi.

Kral oyunu o kadar çok sevdi ki sarayda her akşam tavla oynanır oldu. Sonra oyun, tüccarlarla birlikte İran’a, Hindistan’a ve oradan da bütün dünyaya yayıldı.

Bugün hâlâ tavla, sadece bir oyun değil; hayatın küçük bir yansıması gibi oynanır. Kimi zaman sabır, kimi zaman cesaret, kimi zaman da şans gerekir.

Ve unutma: Tavlada olduğu gibi hayatta da, taşların nasıl dizildiğinden çok, nasıl oynandığı önemlidir.